ANA SAYFA > TARİH > KAVRAMLAR KÖŞESİ > D
DAR-I HARP ( Dar-ül harp )
DAR-I İSLAM ( Dar-ül İslam )
DARPHANE
DAR-ÜL FÜNUN
DARVİNCİLİK
DECCAL
DEFTERDAR
DEMOKRASİ
 
DEREBEYLİK
DEVRİM
DEVŞİRME
DİVAN-I HÜMAYUN
DOLMEN
DÜYUN-U UMUMİYE İDARESİ
DÜNYANIN YEDİ HARİKASI

DAR-I HARP ( Dar-ül harp ) :
Müslümanlığı kabul etmeyen ya da bir İslam devletinin egemenliğini kabul etmeyerek, ona cizye vergisi ödemeyen ülke topraklarıdır. Bu topraklar İslam saldırılarına açık, cihat alanlarıdır.

Başa Dön

DAR-I İSLAM ( Dar-ül İslam ) :
Müslüman bir devletin egemenliği altında bulunan topraklardır.

Başa Dön

DARPHANE :
Madeni paraların ve madalyalarla mühürlerin basıldığı yerdir.

Başa Dön

DAR-ÜL FÜNUN :
1846 yılında rüştiye okulundan üstün olarak, Padişah Abdülmecid tarafından kurulmuş fen bilimleri okuludur. 1926 yılında tüzel kişiliği onaylanmış ve 1933 yılında da kaldırılarak temelleri üzerinde İstanbul Üniversitesi kurulmuştur.

Başa Dön

DARVİNCİLİK :
Doğanın evrimini açıklayan kuramdır. İngiliz bilim adamı Charles Darwin (1809-1882) türlerin, doğal ayıklama ve soya çekimle belirlenerek değişme yoluyla oluştuklarını öne sürmüştür. Darwin'e göre sonraki şey, önceki şeyle özde aynıdır. Sadece bir şey değişerek başka şey olmuştur. Bu değişme ilerleme değil başkalaşımdır. Darwin, deneyci ve gözlemci bir bilim adamı olarak, bu başkalaşmayı doğal ayıklanma ve soya çekim gibi iki ana etmenle açıklar. Darwin'e göre, Dünya'da yaşanacak yerler çok azdır. Bu dar alanda yaşayan varlıklar da hızla çoğalmaktadırlar. Alanların darlığına karşı bu çoğalma, yaşam mücadelesini doğurur. Kıtlıklardan, kavgalardan ve hastalıklardan kurtulabilenler en güçlü olanlardır. Güçsüzler yaşama kavgasında eriyip tükenmektedirler. Varlıklar doğal olarak ayıklanmaktadırlar. Canlılar dünyasında değişmeler vardır. Her değişme, değişen için yararlıdır. Babada ve annede görülen bu değişme, çocuğa da geçer. Kısaca varlıklar yaratılmamışlardır. Birbirlerinden değişerek çıkmışlardır. Böylece Darwin, doğanın evrimini ve insanın da bu evrim sürecinde hayvan soyundan türediğini bilimsel olarak göstermekle, eytişimsel özdekçiliğin (Diyalektik materyalizmin ) sağlam temellerinden birini atmış olmaktadır.

Başa Dön

DECCAL :
İncil'e göre, Dünya'daki yaşamın sonlarına doğru yeryüzüne gelecek ve kötülükleriyle ortalığı karıştıracak olan kişidir. Bu kişi Hz. İsa tarafından yenilgiye uğratılarak yok edilecektir. İslamiyet'e göre ise, Dünyanın sonlarına doğru hüküm sürüp, insanları kötü yola sokarak felakete sürükleyecek olan insandır. Mehdi adında bir kişi ortaya çıkıp, Deccal'ı öldürecek ve dünyanın düzenini yeniden kuracaktır.

Başa Dön

DEFTERDAR :
Osmanlı Devleti'nde mali işlerden sorumlu olan Divan-ı Hümayun üyesi görevlidir. Kanunname-i Al-i Osman'a göre, padişah mülkünün vekilidir. Mali işlerin yanı sıra devletin ana arazisinin kayıtlarıyla, hazine defterlerinin korunmasından da sorumluydular. Defterdarların, mali ferman yazmak, çavuşlara, sipahilere, katiplere ve sancak beylerine ödemeler yapmak gibi yetkileri vardı. Önceleri devletin bir defterdarı varken, sonradan Rumeli defterdarı (Başdefterdar) , Anadolu defterdarı, Arap ve Acem defterdarı, İstanbul defterdarı gibi yeni defterdarlıklar oluşturulmuştur.

Başa Dön

DEMOKRASİ :
Bir toplumda yaşamın her alanında tam bir özgürlüğün uygulanması ve toplumsal eğilimlerin toplum yönetimine yansımasıdır. Bir ülkede demokrasinin olup olmadığının ya da ne kadar olduğunun ölçüsü aşağıdaki ilkelerin uygulanıp uygulanmadığına bağlıdır.
Bu ilkeler:
1. Toplumun başka topluluklar karşısında bağımsız olması,
2. Toplumu oluşturan farklı unsurların ve düşüncelerin örgütlenebilmesi,
3. Toplumun ve yöneticilerin bireysel haklara saygı göstermesi,
4. Toplumu oluşturan bireyler ve unsurlar arasında tam bir eşitlik olması,
5. Toplumu oluşturan grupların ve farklı düşüncelerin,toplumun ortak çıkarları için uzlaşması,
6. Herkesin, her düşüncenin ve her unsurun toplumun yönetimine seçen ve seçilen olarak katılabilmesi,
7. Çoğunluğun almış olduğu kararlara, bu kararları benimsemeyen kesimlerin de uyması,
8. Yönetimde etkin olan ya da, topluluğun çoğunluğunu oluşturan unsurların, azınlıkta kalan tüm kesimlerin haklarına ve varlığına saygı göstermesi,
9. Toplumsal yaşamda birbirine eşit ve birbirine indirgenemeyen birden çok ilkenin ve alanın varlığının benimsenmesi ( çoğulculuk ), Toplumu oluşturan demokrasiden yana tüm örgütlerin ( partilerin, sendikaların ve demokratik kitle örgütlerinin) toplumla ilgili verilecek olan kararlara katılışının sağlanması. t>

Başa Dön

DEREBEYLİK :
Feodalizmin siyasal ve toplumsal alanda özellikle, Ortaçağda görülen bir biçimidir. Toprak kölesinin (Serf) emeğine dayalı toprak ağalığının mülkiyetindeki topraklarda yerel egemenlerin büyük oranda yasama, yürütme ve yargı yetkisine sahip olduğu feodal düzendir. Egemen sınıfların askeri-siyasal güçlerinin dağınık olduğu bu yapı, örgütlü olan Katolik Kilisesi'nin toplumsal, siyasal ve ideolojik üstünlüğünün kurulmasına neden olmuştur. Kilisenin egemen ve üstün olması nedeniyle bu sistem kilise tarafından korunacak ve sürdürülmesi için çaba harcanacaktır. Barutun ağır ateşli silahlarda (Top) kullanılması ve krallarla derebeyler arasındaki mücadelelerde toplumsal bir güç haline gelen Burjuva sınıfının kralları desteklemesiyle, derebeyler yenilgiye uğramış ve kralların gücü karşısında boyun eğmiştir. Böylece Katolik Kilisesi ile birlikte gücü azalan derebeylik sisteminin yerine, kralların merkezi otoriteleri artacak, krallar ülkelerinde giderek daha egemen ve güçlü olacaklardır.

Başa Dön

DEVRİM :
Toplumsal yapıda sıçrama ile gerçekleşen niteliksel gelişmedir. Bir bütün olan doğa ve toplumda gelişmeler, salt evrim özelliğine sahip değildir. Zaman zaman bu nicel değişimler devrime yani sıçramalar halinde niteliksel değişime de uğrar. Devrim iki yanlı bir çabayı gerektirir. Bir yanda devrimi gerçekleştiren güçlerce var olan yok edilirken, öte yandan yok olan eskinin yerine yeninin aynı güçlerce inşa edilmesi gerekir. Devrimsel değişimin zorla, şiddetle gerçekleşmesi bir zorunluluk değildir. Amerika, İngiltere, Hollanda ve Prusya gibi ülkelerde burjuva demokratik devrimleri barışçı yollarla gerçekleşmiştir.

Başa Dön

DEVŞİRME :
Osmanlı Devleti'nde, I. Mehmet ( Çelebi ) Devri'nde Kapıkulu Ocaklarındaki asker gereksinmesini karşılamak amacıyla kurulan, Acemi Ocağı'na belli kurallarla toplanan Hıristiyan çocuklarıdır. Osmanlı Devleti'nin gereksinmesine göre her 3-5 yılda bir 8-20 yaşlarındaki Hıristiyan erkek çocuklarının devşirilme işidir. Devşirmeye gerek duyulduğunda Yeniçeri Ağası Divan-ı Hümayuna baş vururdu. Divanda bu konuda karar alındıktan sonra devşirmeye çıkacak olan ocak ağaları seçilir, devşirme bölgelerine emirler gönderilir, sancakbeyi, kadılar ve tımarlı sipahilerden yardım istenirdi. Devşirme her 40 evden bir oğlan çocuğu oranında yapılırdı. Tek oğul, Yahudi olanlar, evliler, köy kethüdası oğulları, çoban, sığırtmaç, köse, kel, Türkçe bilenler, sanat sahibi olanlar, çok uzun ve çok kısa olanlar, Rus, Çingene veya Acem olanlarla Trabzon Hıristiyanları kesinlikle devşirilmezdi. Devşirilen çocuklardan oluşan 100-200 kişilik gruba sürü denilirdi. Sürü devlet merkezine gelince dinlenilir ve devşirme oğlanları şahadet getirtilip, Müslümanlaştırılır ve sünnet edilirlerdi. Güzelleri saray için, gürbüzleri Bostancı Ocağı için ayrılır, geri kalanlar Anadolu ve Rumeli'de Türk köylerine dağıtılır, tımarlı beylerin yanına çırak olarak verilirlerdi.

Başa Dön

DİVAN-I HÜMAYUN :
Osmanlı Devleti'nde ilk olarak Orhan Bey (1326 - 1362) zamanında oluşturulan yürütme- danışma kuruludur. Divan-ı Hümayunda, birinci ve ikinci dereceden siyasal, yönetsel, askeri, mali ve şeri işlerle, her çeşit şikayetlere ve davalara bakılırdı. Divan toplantıları toplumun tüm kesimlerine açıktı. Devletle, devlet uygulamaları veya devlet adamlarıyla ilgili şikayeti olan herkes Divan-ı Hümayuna başvurabilir ve hakkını arayabilirdi. Divan-ı Hümayunun asıl üyeleri Sadrazam, Kubbealtı vezirleri, Kaptan Paşa, Rumeli ve Anadolu kazaskerleri, Rumeli Anadolu ve İstanbul defterdarları, Nişancı, Vezir rütbesindeki Yeniçeri ağası idi. Bir de Rumeli beylerbeyi İstanbul'da bulunduğunda divan toplantılarına katılabilirdi. Elçilerin önerileri, eyaletlerin gereksinmeleri, başka devletlerle ilişkiler, sınırların durumu, halkın dava ve şikayetleri sırasıyla gündem konusu olurdu. II. Mehmet Devri'ne (1451-1481) kadar hükümdarın başkanlığında toplanan divan bundan sonra Baş vezirin başkanlığında toplanmaya başlamıştır. XVI. Yüzyıla kadar her gün toplanırken, bu zamandan sonra haftada dört gün (Pazartesi, Salı, Cumartesi, Pazar ) toplanmıştır. Divan-ı Hümayunda bitirilemeyen işler öğleden sonra Sadrazamın konağında toplanan İkindi Divanında görüşülürdü. Divan-ı Hümayunun yetkileri 1731 yılında azaltılarak, yetkiler sadrazamda toplanmıştır. 1835 yılında ise tümüyle kaldırılarak yerine nazırlıklar (Bakanlıklar) kurulmuştur.

Başa Dön

DOLMEN :
Tarih öncesi devirlerden Cilalı Taş Devri'nde çokça yapılan, mezar olarak kullanıldığı sanılan taş anıttır. Bu anıt , iki tanesi karşılıklı dikili olan, üçüncüsü bunların üzerine kapak gibi yatırılmış üç büyük taştan oluşturulmuştur.

Başa Dön

DÜYUN-U UMUMİYE İDARESİ :
Genel borçlar yönetimi demektir. Yakınçağ'da ekonomik yönden büyük bir çöküntüyü yaşayan Osmanlı İmparatorluğu, 1854 yılında ( Kırım Savaşı sırasında ) ilk kez dış borçlanmaya gitmiş ve İngiltere'den kredi almıştı. Osmanlıların aldığı borçlar kısa sürede arttı ve sonunda Osmanlı Devleti borçlarını ödeyemeyerek 1875 yılında iflasını açıkladı. Alacakları tehlikeye düşen devletler de alacaklarını birleştirip 1881 yılında Düyun-u Umumiye İdaresi'ni kurup, Osmanlı Devleti'nin gelir kaynaklarına el koydular. Osmanlı Devleti'nin tuz, tütün, damga, içki, balıkçılık, ipek vergileri başta, gümrük vergileriyle, bağlı beyliklerin vergilerinin bir bölümü oluşturulan bu yönetime aktarıldı. Sonuçta, devletin tüm ekonomik ve mali denetimi Avrupalılar'ın eline geçti. Lozan Barış Antlaşması'yla birlikte bu idare kaldırılmış ve yeni Türk Devleti'nin payına düşen Osmanlı borçları taksitlendirilerek, Fransız Frangı olarak ödenmeye başlamıştır. 63.644.000 Fransız Frangı olan Osmanlı borçları 1954 yılında tümüyle ödenmiştir.

Başa Dön

DÜNYANIN YEDİ HARİKASI :
Güzelliği ve görkemiyle insanlarda hayranlık uyandıran İlkçağ yapıtlarıdır.
Bunlar;
1. Rodos Heykeli :Işık tanrısı Apollon adına Rodos Limanı'nın girişine yapılmıştır. Babil'in Asma Bahçeleri :Babil Kralının sarayında çiçek, heykel ve havuzlarla
2. süslenmiş bahçedir.
3. Zeus Heykeli : Atina yakınlarında, Olimpos Dağı'ndadır. Gövdesi fildişinden, harmaniyesi altındandır.
4. Mısır Piramitleri : Mısır'da Gize bölgesinde en büyükleri Keops'a ait olan Kefren ve Mikerinos'un saray mezarlarıdır.
5. Kral Mozolos'un Mezarı : Bodrum'da ( Halikarnas ) kral adına yapılan dev mezardır.
6. Artemis ( Diana ) Tapınağı : Av ve bereket tanrıçası Artemis adına Efes'te 127 mermer sütunla yapılmıştır.
7. İskenderiye Feneri : İskenderiye Limanı önlerindeki Phonos Adası'nda, İlkçağ'ın en büyük feneridir.
Dünyanın yedi harikası olarak bilinen bu yapıtlardan yalnız Mısır piramitleri ayakta kalmıştır. Öteki yapıtlarla ilgili bilgileri çeşitli destan ve efsane gibi yapıtlarda anlatılanlardan öğrenebiliyoruz.

Başa Dön


KPSS Tarih Kitabı, Palme Yayınlarından Yazan: Özgür Güvercin
Google site içi arama
 
SINAV MERKEZİ
Kronolojik Olaylar
Cumhurbaşkanları
Tuğralar
  NTV - Güncel Haberler

ozgurguvercin@mynet.com